25.11.2013

3 nesil olunca...

Geçen haftayı Almanya’dan gelen anneannemiz ve dedemizle geçirdik. Çocukları belli bir yaşa geldikten sonra bu benim için zor bir süreç olmaya başladı. Bir anda kendimi dörde bölmek zorunda hissediyorum ve tüm çabalarıma rağmen hem kimse memnun değil hem de her şeyin suçlusu ben çıkıyorum…


Bir yandan anneanne ve dede’yi memnun etmeyi diğer yandan da Leon ve Luka’nın mutlu olması için uğraşıyorum. Ama aktiviteler zırt, yemekler zırt! Leon ve Luka hemen hemen her şeyi yerken, aynısı 75 yaşına yakın olan anneanne ve dedemiz için diyemiyorum. Bizim yaptığımız yemeklerin çoğunu eskiden yeseler bile artık yemiyorlar. Ülke farkı desek de değil. Alman yemeklerini de eskisi gibi yemiyorlar çünkü. Son yıllarda alışkanlıkları yaş gereği değişti. Sürekli görmediğim için de haberim olmuyor. Artık yapabildiğim kadar takip etmeyi de bıraktım çünkü son dönemlerde her gelişlerinde alışkanlıkları değişmiş oldu. 

Dedemizin son 15 yılda yaşadığı ortopedik rahatsızlıklara bağlı artık %90 yürüme engelli olması durumu kolaylaştırmıyor. İstanbul’u geçelim, küçük semtimizde bile gidebileceğimiz kalabalık olmayan, düz arazili bir yer yok denecek kadar az. Bunlarla tabi ki başa çıkılır, çoğu onların elinde bile olmayan şeyler. Tabi ki, bizim 30 sene sonraki halimiz de böyle olacak diye düşündürüyor. Bir gün herhalde Leon ve Luka da bizim hakkımızda böyle düşünecek. Çünkü nesil farkı o kadar büyük ki dünyalar apayrı oluyor.

Anneannemiz ve dedemizin, nesilden mi kaynaklanıyor bilemiyorum, psikolojiyle ilgili hiç bir şeye inanmıyor. Meğersem 45 yıl önce özellikle anneannemizin psikolojik tedavi görmesi çok faydalı olurdu. Bizim zamanımızda böyle bir şey yoktu deyip geçiyorlar. Dedemizin sözleri “şu psikologlar, ebeveynlerin çocuklarını nasıl yetiştirmeleri konusuna çok fazla karışıyorlar.” olurken anneannemiz “bunlar hepsi aynı, suçlu olarak daima anneyi gösteriyorlar” sinirlenerek deyip geçiyor. Bu konuda yanlış olmakla birlikte faydaları da reddediyorlar ama. Çocuk çağı dönemleri ve çocuk gelişimi psikolojisiyle ilgili her şey maalesef saçmalık diyerek geçiyorlar. Daha fazlası, anneannemiz söz ve tavırlarıyla bilerek bizim yöntemlerimize karışıyor.

Son bir yıldır Leon ve Luka ise yaşları gereği onlarla oyun oynayan anneannenin ilgisini çekmek için yarış haline girdiler. Eh, ilgi çekmeye çalışan bir çocuk ne yapar? Yaramazlık! Bu durumda ne olduğunu tahmin edebiliyor musun? Kabus! Bu tarz olayların ardında yatan psikolojik durumu anlatmam  mümkün olsa da anlayan maalesef yok. Anneannemizin tepkisi, yaramazlık yapanı dışlamak ve yapmayanla daha fazla vakit geçirmek oluyor, ki bu da ilgi çekmek için zaten yaramazlık yapanın daha fazla yaramazlık yapmasına neden oluyor.

Hele Leon bu dönemdeyken, bu sefer neler olacağını düşünemiyordum bile. Konuşsam işe yaramaz. Daha önceki zamanlarda gösterdiği tavırlarla ilgili yapıcı eleştiricide bulunmuştum. Sonuç daima aynıydı. Şımarık çocuklarım olduğunu ve yaramazlık yapana bir tokat iyi geldiğini söyleyen sinirli bir anneanneye bu sefer ben sinirlenip kavgaya girişiyordum.     

Uzun lafın kısası, Haziran’daki son gelişlerinden beri ne yapacağımı düşünüp durdum. Bir hafta boyunca sinirden kaşınıp durmak istemiyordum artık. Tüm tırnaklarımı yemek istemiyordum artık. Her gün on bir kavga yatıştırmayı, beş defa Leon, Luka, anneannemiz ve dedemizle kavga etmek istemiyordum. Bir çözüm bulmam gerekiyordu.

Çocuk gelişimcisi olan bir arkadaşımla dertleştim ve birlikte bir yol çizdik. Çok mutluyum ki, bu işe yaradı! Bir takım seçenekleri ikmansız olarak elledikten sonra ancak çocukları onlarla yalnız bırakmadığım durumda kaçınılmaz gelişmeleri engelleyebileceğime karar verdik. Yılların alışkanlıklarına ters geldiği için zorlandığımız bir durum olsa da, büyüklerimiz ve çocuklarımız arasında da çocukların ilk sırada gelmesi gerektiğine karar verdik arkadaşımla. Örneğin, hep birlikte alışverişe gitmeyecektik, herkes için ayrı yemek yapmayacaktım.

Sabahları anneanne ve dedenin yatağına gidip vakit geçirmeyi hepsi seviyordu ancak bu şimdi değişmeliydi. Çünkü her sabah ilk göz yaşı o zaman akıyordu. Leon ve Luka ile plan yaptım. Bir sabah biri, diğer sabah diğeri onların yanına gidebilecek, gitmeyen ise bana yardım edecekti. Aynen de öyle yaptık. Bu şekilde tüm sabahları kavgasız atlattık. Çocukların programlarından azcık olsa bile taviz vermedik. Bu şekilde sabahları anaokulundaydılar, üç gün öğleden sonra da meşguldüler. Arada kalan zamanda Leon ve Luka ile oyun oynadılar. Gözüm hep onlarda olduğu için oyun oynamak istemediklerinde Leon ve Luka henüz “amaaaa” diyemeden direkt devreye girip çocuklarla biz oynadık. Herkes için ayrı yemek yapmamak için de çözüm bulmuştuk. Çocukları faaliyetleri olduğu öğleden sonraları dışarıda yemek yedirdik, diğer günlerde ise ya yemek yaptık ya da dışarıdan söyledik.


Yıpranmadan, sinirlenmeden, aşırı stres yaşamadan geçti bu hafta. Öyle farklı oldu ki, Leon ve Luka bir daha Almanya’ya anneanne ve dedemizi ziyaret etmek için bir yıldır bana yalvarıyorlardı ki Ocak tatilinde bilet alıverdik işte. Leon ve Luka ile uçağa binmek çocuk oyuncağı zaten. Gerçekten! Ama Almanya’da anneanne ve dedemizin evinde durum çok farklı… Umarım buna pişman olmayacağım. Neyse, kısa tuttum zaten. Dört gün, öyle ya da böyle yaparız. Çocukları meşgul tutacak bir planı şimdiden yapmaya başladım…