14.11.2013

Kesin olan tek şey: hiç bir şeyin planlandığı gibi gitmemesi

Ailemizin küçük evreninde her gün kargaşa ön planda yerini alıyor. Hiçbir şeyin planladığımız gibi gitmemesine ayak uydurmaya çalışıyoruz işte. Hele hafta sonu annemlerin Almanya’dan gelecek olmaları durumu kolaylaştırmıyor. Her zamankinden daha fazla yetişmem gereken işlerin olduğu fikrine kapılıyorum çünkü.

Aslında her şey Leon doğunca başlamıştı. O zamana dek günlerimi çok ta güzel planlayabiliyordum ve planları aksatan tek şey İstanbul’daki trafik olmuştu. Leon’un doğumuyla birlikte daha önce hiç dikkat etmediğim kişiler bir anda hayatımda önemli bir yer edinmeyi başladılar. Nasıl? neden? Mükkemel zamanlama desem, bu sana tanıdık geliyor mu?

Ne zaman bebek Leon’u uyku için yatırdıysam kargo şirketlerinin biri kapıyı çalıp tüm köpeklerin havlamasına neden oldu – ve bende Leon’un uyanma korkusuna. Ne zaman çok yorgun bir haliyle Leon’la birlikte yatıp birazcık kestirme hayali kurduysam, aradığı yeri bulamayan bir araç sahibi etraftaki evlerden biri çıkana dek kornaya basıyordu. Kalkıp bizzat ilgilenmesem bile bu duyarsız davranış karşısında duyduğum öfke bir daha uykuya dalmamı engelledi. Ancak sonra fark ettim ki ne Leon ne de Luka bu tarz gürültüden rahatsız olup uyanıyor. Uyanacakları korkusunu boşu boşuna yaşadık yani.

Müthiş güzel bir özelliğe sahip benim oğullarım, keşke bende de olsa. Ancak o günden bugüne durum pek değişmedi. Kusursuz zamanlama artık başkalarının değil, Leon ve Luka’nın kabiliyetlerinden biri olmuş durumda. Mesela;

Ne zaman tuvalete gidersem “Mama, neredesin?” diye biri bağırıyor ve kapıya dayanıyor.

Ne zaman çocuklar odalarında güzelce oyun oynuyorlarsa ve ben bir telefon görüşmesine 5 dakika ayırabileceğimi düşünürsem, “Mamaaaa! Sana bir şey sormam gerekiyooooor” diye biri bağıra bağıra yanıma geliyor. “Canım telefonda konuşuyorum, sonra lütfen” demem de oğlumun söz akışını durduramıyor. Bu yüzden çocuklar yatmadan kimseyle telefonda konuşmuyor oldum. Annemden Almanya’dan bir şey getirmesini isteyeceğim, günlerdir aramaya fırsat bulamıyorum. Her akşam yatakta “gene aramadım işte” diye aklıma geliyor. Kendi kendimi “unuttuğuna göre önemli değilmiş” diye teselli etmeyi çalışıyorum.

Ne zaman sabahleyin duş alarak güne güzel bir başlangıç yapmaya karar verirsem, oğlumun biri akıl almaz bir değişime uğrar. Sabahları inanılmaz meşgul olan oğullarımdan birisi ancak ve ancak benim yanımda oyun oynayabildiğine karar verip keyifli bir duş hayalime son verir. Çünkü iki dakika geçmez ki diğer oğlum da gelerek “ne yapıyorsunuz burada?” diye sorar. Yerde oturup bana şarkı söyleyen Luka artık sürekli sözlerinin arasına giren Leon’un tavrından rahatsız olur. Akan suların altından kavgaları duyup ya anlaşmalarını ya da banyoyu terk etmelerini istemek zorunda kalırım. Keyif gitti, yerine stres geldi.    

Ne zaman yemek pişirirken ocaktan bir dakika bile uzak kalmamam gerekirse dolaptan bir şey almam için dönsem ya da fırından bir şey alıp tezgaha yerleştirmem gerekiyorsa, Leon aniden önümde beliriyor ve orada durup elindekine bakarak benden yardım istiyor. Bense kapana kısılmışım gibi ilerleyemiyorum. 

Ne zaman kendime bir kahve koysam aile içi mini evrenimizde kargaşa yaşanıyor. Tam sütü ısıttım kahveyle birlikte fincana koydum bir ses duyuyorum “kaka bitti!”. Tamam, önce Leon’nun poposunu sileyim. Banyo’da bir ikilemin arasında kalıyorum. Hızlıca poposunu silip kahveme soğumadan yetişmem mi yoksa konuştuğumuz gibi iki kere onun silmesi konusunda ısrar edip ardından benim kontrol etmem mi daha önemli? Annelik kazanıyor tabi ki. Yinede hızlı olursam kahvem soğumayacak diye düşünürken Luka’nın lavaboda artık fazla enerjik bir şekilde oyun oynadığını görüyorum. Luka’nın elini kurutup kolları ıslanmış kazağından kurtulması için yukarıya yolluyorum. Hızlıca ayna ve lavaboyu kurutup Luka’yı takip ediyorum. Üstünü değiştirdikten sonra ıslak olanları banyoya götürüyorum. Orada ne görüyorum? Çamaşır makinesini tamamen unutmuştum! Hayda, kurumuş çamaşırları toplayım bari ve onları da asayım. Aşağıda bir şey yapacaktım, neydi, unuttum. Beş dakika sonra aklıma geliyor; ekmek için hamur yapacaktım, evet.

Bir saat sonra hamur yapmak için tekrar mutfağa gittiğimde tezgahta duran kahve fincanımı görüyorum. Ah, ben bunu unutmuşum… Mikrodalga’da ısıtıveriyorum ve koltuğa geçiyorum. İlk yudumu aldım ki köpeklerden biri inlemeye başlıyor. Çiş için dışarıya çıkmak istiyor anlaşılan. Sese göre aciliyeti de var. Neyse kalkayım…

Bunlar da ilgini çekebilir:

------------------------------
Biz burada da varız!
Google+ sayfamız: Xlargeaile
Facebook: Xlargeaile veya ben
Twitter: @xlargeaile
Instagram: @xlargeaile
Pinterest: xlargeaile