25.09.2013

Stres tepemizi attırdı galiba...

Gece saat 4:17. Çocukların odasında sallanan sandalyesinde oturup cep telefonumda bu yazıyı yazıyorum. Leon'la bağırıştık, barıştık ve şimdi uyumasını bekliyorum.

Aslında başından beri istediği buydu, uyuyana kadar yanında beklememi. Uzun zamandır yaşamamıştık böyle bir şey. Peki neden gecenin ortasındaki uyanması kavgaya dönüştü? Çünkü yatağımızın yanına kadar geldikten sonra bağırarak beni çağırdı ve bağırarak yanında beklememi söyledi. İşte beni çıldırtan oydu.

Küçük çocuklarla hayat yorucudur. Sessizlik yok, sakin anlar nadir. Üstelik herkes her şeyi aynı anda ister. 30 kere sakince davrandıktan sonra 31 defada bağırır insan. Çünkü anneler de insan. Çünkü artık sakin düşünmeye halimiz kalmıyor. En azından benim. Ve eşimin. 

Anaokulun başlaması hepimiz için zor bir süreç. Luka'nın daha kolay alışması için her sabah ben götürüyorum. Bu demek ki her sabah ya Leon ya da Luka'nın "anaokuluna gitmeyeceğim" demesini duymazlıktan geliyorum. Bu demek ki arabada neşe saçıyorum, keyifli bir havada olsam olmasam da. Bu demek ki onları 9:30'da anaokuluna bırakır bırakmaz yapmam gereken işleri koştura koştura saat 12:30'e halletmem gerektiğini. Ve 13:00'de neşeli olarak anaokulun kapısında onları alıp Luka'nın isteği üzere her gün piyano öğretmenine götürmem demek. Ama en zor olanı, saat 13:00'den itibaren günümüzün geri kalanı anaokulu başlama süreci yüzünden mızmız bir Luka ve Luka daha fazla ilgi gördüğü düşüncesi nedeniyle çekilmez davranan bir Leon'la geçiyor. Her gün biraz daha iyiye gidiyor gerçi, ama ilgi yarışı yüzünden her beş dakikada bir kavga eden çocuklar sinirlerimizi gerdirmiş durumda. Hele daha önceki aylarda fazla kavga etmeyen bu çocuklar bunu yaparsa 30 olan tahammül sınırımız bugünlerde 15'e inmiş durumda.

Günler bu arada o şekilde geçerken, normal bir sesle "yatağına gider misin" olan ricam, muhtemelen komşumuzun bile duyduğu bir taleple karşılık verdi Leon: "sen gel ve yanımda bekle". Off, emirlerden nefret ediyorum, off bağırılmasından da. Prensiplerim ağır basıyor, "Bağırdığın sürece hiç bir şey yapmayacağımı biliyorsun"  dedim. Bunu hala sakince söylediğim için kendimle gurur bile duyuyordum. Neticede gecenin ortasında korkunç bir şekilde uyandırıldım. Üstelik böyle devam ederse Luka da uyanacaktı.

Tabi ki öyle devam ettik. Tabi ki Luka da uyanmadı. Hiç bir zaman uyanmıyor çünkü. Değişen sadece benim ses tonum oldu. Ben de artık bağırarak konuşuyordum. Birbirimize bağırarak tehdit savuruyorduk. Leon: "Burada durmazsan yatağınıza geleceğim." Ben: "Yatağımıza gelemezsin. Tehdit de etme." gibilerinden bağırışıyorduk. Ben Leon'un iki dakika sessiz kalmasını istiyordum ama o bir saniye bile susmamayı seçmişti. "Yanımda bekle","Gel artık.","susacağım" hepsini bağırarak söylüyordu, susmadan tabi ki. Ta ki Leon bana bu şekilde istediğini yaptıramadığını anlayana dek. Sustu mu dersin? Hayır! Babasını çağırdı. O da durumu yumuşatmak ve sakinleşmem için bana iki dakika vermek adına Leon'un yatağına oturup sustuğunda muhakkak gelip bekleyeceğimi izah etti. 

Tabi ki saniyesinde kendimi kötü hissetmeye başladım. Leon'un yanına gittim ve bekleyeceğimi söyledim. "Seninle kavga etmek istemiyorum, kavga etmeyi sevmiyorum" dedim ona ve "Birbirimize sarılalım mı? Ne dersin?" diyerek devam ettim. Leon'un "eveeeet" cevabı onun da sakinleştiğini gösterdi. Birbirimize sarıldık ve ben koltuğa geçtim.

Kendimi biraz daha iyi hissediyordum artık. Yorgun hissetsem de, en azından sakindim. Aklıma geçen gün yaşadıklarımız geldi. Pippi Langstrumpf seyrediyorduk. Anika, annesinin onlara hep bağırdığından şikayetçiydi. O zaman Leon'a sormuştum "ben de mi öyleyim?" "Yooo" dediğinde o anki en mutlu anne olmuştum. Demek ki sadece benim tarafından öyle görünüyormuş...

Yatağa döndüğümde 5:44 idi ve ezan okunuyordu. Uyumak için sadece 45 dakikam kalmıştı...