6.12.2013

Dikkat, temiz hava var!

Alternatif Anne için herhalde baştan kültür farkından kaynaklanan havaya yaklaşma şeklimi yazdım. Yazım 25.11.2013 tarihinde yayımlandı. 

Leon doğduğunda Türkiye’de yaşadığım 20’nci yılımı doldurmuştum. Artık her şeye alıştım, hiçbir şey beni şaşırtamaz diye düşünen yanılıyor, hem de çok! Çünkü henüz “anneler ve çocuklar” ile bilinçli olarak tanışmamıştım. Temiz havanın çarptığını duymuştum ancak aynı zamanda tehlikeli de olabildiği benden kaçmıştı…

Burası Akdeniz ülkesi, insanlar Batı Avrupa ülkelerindekilerden daha sıcak kanlılar. Evlerin önünde oturan teyzeler, meydanlarda toplanıp sigara eşliğinde çaylarını yudumlayan beyler. Parklarda geç saate kadar takılan gençler. Hepsini görmüştüm, üstelik yıllar boyunca. Büyüdüğüm Almanya’dan alışık olmadığım görüntüler oldukları için hep dikkatimi çekmişti. Mantıklı da gelmişti, hava ılık, insanlar neden sokakta takılmasın diyordum. Hele bahçeleri, balkonları yoksa.


Daha önce, uçakta çocuklarını bir türlü susturmayan annelerin dışında, ne çocuklar ne de anneler dikkatimi çekmişti.* Ama doğumdan sonra odak noktam değişti. Bir baktım ki Türkiye’de birçok anne çocuklarına ne kadar çok korumacı davranıyormuş! Dışarıya çıkmaları için hava asla uygun değil. Yazın hava çok sıcak, kışın aşırı soğuk, ilk baharda fazla yağmurlu ve son baharda çok rüzgarlı. Eh, çocuklar ne zaman dışarıda oluyorlar?


regina2Aman üşür hastalanır…
Kasım ile mart arasında asla! O kadar tehlikeli havalarda çocukların dışarıda oynaması imkansız. Fazla soğuk, fazla ıslak, fazla çamurlu, fazla tehlikeli. Dışarıya çıkan çocuğun hasta olması an meselesi sanki. İçeride, sıcakta, oksijensiz havada kalmak daha iyi. Arabadan anaokuluna kadar çocuklar öyle bir giydiriliyor ki, eldiven, bere, atkı, yani ful tesisatla arabadan iniyorlar.
Geçen gün de bir annenin bir yaşındaki çocuğunu yürüyüş için giydirirken izliyordum. Atlet üzerine uzun kollu tişört, üstüne kazak, üstüne de hırka. Dışarıda 15 derece vardı ve çocuk arabasında battaniyesinin altında olacağı için bana göre bu kadarı bile fazla olurdu. Ama annesi çocuğunun kışlık yani kayak montunu da getirdi ve giydirdi. Dilimin ucundaydı “kışın sıfıra yakın olacağında ne giydireceksiniz ona” demek ama son saniyede hatırlamıştım; o zaman dışarıya çıkartmayacak ki!…
Yani, en azından İstanbul’da, hava 10 derecenin altına düşünce çocuklar içeride kalır. Bugüne dek gördüğüm anaokullarında çocuklar zaten hiç dışarıya çıkarılmıyor. Oysa ben Leon ve Luka’ya çamurluk takımı ya da kışın su geçirmez kışlıklarını giydirip her havada dışarıda oynatırım. Çamurluk kıyafetleri neden hep Almanya’dan sipariş etmek zorunda kaldığıma şaşırmamak gerek.
reginaKötü hava yoktur, ancak yanlış kıyafet vardır
İlk günden beri bunu diyerek Leon ve Luka ile dışarıya çıkıyoruz. Üç günlükken günde 10 dakikadan başlayarak bahçeye çıkardık. Bir haftalıkken doktor kontrolünün arkasından alışverişe de gittik. Üç haftalıkken Luka bizimle plaja gelmişti bile. Leon bir aylıkken ilk pazar alışverişini geride bırakmıştı. Her Cuma günü onu çocuk arabasına oturtup pazara çıktım. Güneş olsun, rüzgar veya yağmur; ben onunla pazara giderdim. Çocuk arabasını yağmurlukla koruyarak alışveriş yapardım.
Tabi ki kısa bir süre içinde tüm pazarcılar bizi tanıdı. Karda kışta pazara gelen çocuk olarak biliniyordu benim oğlum. Şimdi ise ona anlatıyorlar “sen daha çok ufaktın annen seninle pazara gelirdi. Seni ta o zamandan beri tanıyorum” diye anlattıklarında Leon az gurur duymuyor tabii.
Tabii ki herkes bize alışana dek hepimizin bir alışma süresinden geçmesi gerekiyordu. Ne insanlar her havada dışarıya çıkan bir bebeğe alışıktı, ne de ben çocuğumun kamu malı olmasına. Bazılarına bağırmadım bile, elini çocuğumdan çek diye. “Çocuğun hasta olacak” diyen teyze ardından oğlumun yanağını elleyince içimden geçen, “herhalde hasta olabilir, ama havadan değil, elindeki bakteri ve virüslerden” oluyordu. Sonra alıştım ve bir off çekerek geçtim.
Bir gün süpermarketin önünde Leon’u arabadan indirirken bana seslenen o bayana dayanamamıştım ama! “Ah, hava çok rüzgarlı, ona bere tak, hastalanacak yoksa” sözleri duyduğumda kulaklarıma inanamadım. Araba ile market kapısı arasında üç adım vardı! “Sana ne, senin çocuğun mu yoksa” diye cevap püskürdüğümde, 25 yılda alışamadığım, alışamayacağım şeylerin olduğunu anlamıştım.
Biz biz olalım, çamurluklarımız ve yağmur çizmeleriyle ya da ileride kışlıklarımızı giyinerek her havada orman yürüyüşümüze de çıkarız, bisiklete de bineriz. Bu kış da oyun parkında oynayan bisiklete binen tek çocuklar Leon ve Luka olmaya devam edecek gibi görünüyor.

*Bilmeyen anneler için bilgi vereyim. Kalkış ve iniş sırasında oluşan basınç farkından dolayı kulaklarımız ağrıyor. Bireysel bir farkla birlikte çocuk ne kadar küçük ise duyduğu hisler o kadar hassas olur ve ağrıyı o kadar çok hisseder. Emmek veya çiğneme hareketi ile basınç bir kısım dengelenebilir. Meme, biberon, sakız veya meyve bunun için ideal.