6.12.2013

İki dilde çocuk büyütmek

Martı Dergisi'nin Ekim 2013 sayısı için çift dilli çocuk büyütme konusu kaleme aldım: 

Leon ve Luka’yı çift dilli büyütüyoruz. Bana göre bu sadece dile kolay. Eskiden bir çocuğu iki dilli yetiştirmenin kolay olduğunu düşünüyordum. Bu yolda neredeyse 5 yıl geriye bıraktıktan sonra ne kadar da yanıldığımı artık biliyorum. 

Leon ve Luka henüz konuşmazken bir kaç anneyle sırf çocuklarımla Almanca konuşuyorum diye tanışmıştım. Yani bir mağazada oğullarımla Almanca, eşimle Türkçe konuşmama tanıklık etmişlerdi ve sohbet etmeye başladık. Hepsi aynı noktada ikinci dili bırakmıştı. Belli bir yaştan sonra çocukları ikinci dili reddetmişti, anneleri de duruma boyun eğip Türkçe konuşmaya başlamıştı.

İkincil dili sürdürmek zor
O zaman bunun nasıl olabileceğini tahmin bile edemiyordum. Bugün ne demek istedikleri çok iyi anlıyorum. İzah etmeye çalışayım. Bir aile ve yaşadığı yerde konuşulan diller birincil ve ikincil dil olarak ayırılıyor. Yaşadığın ülkede konuşulan dil birincil, orası için yabancı dil olan dil ikincil dil olarak geçer. İşte o ikincil dili konuşmayı sürdürmek gerçekten zor. Bizim ailemizde örneğin Almanca ikincil dil konumundadır. Çünkü çevre dili olan Türkçe aynı zamanda babamız tarafından da konuşuluyor. Eşim Almanca bilmiyor. Yani evimizde iki dil konuşuluyor. Eşim Almanca bilseydi, durum farklı olurdu. Evde Almanca, dışarıda Türkçe konuşulurdu ve iki dilli büyütmek daha kolay olurdu. Ama bizde ikincil dil konumuna düşen Almancayı sadece ben konuşuyorum. Üstelik Almanca bilen arkadaşlarımız da yok.
Leon anaokuluna başlamadan önce eşit oranla Almanca ve Türkçe kelimeler kullanıyordu. Konuşuyordu diyemem, çünkü iki dil arasında öyle bir fark var ki kaç gece internette iki dilin dil gelişimi üzerine makaleler okuduğumu hatırlamıyorum artık. Kısaca özetlemek gerekirse, 4 yaşındaki bir çocuk Türkçe tüm grameri kullanarak konuşuyorsa Almanca’da bu ancak 6 yaşındayken mümkün. Anaokuluna başladıktan sonra ise Leon’un Türkçesi sadece birkaç haftada müthiş gelişti. Almancası ise patlayan bir balon gibi yok oldu. Dili tabi ki öğrenmeye devam ediyordu ama konuşmayı bıçak gibi kesti.
İkincil dili reddediliyor
Peki, bunu neden yaptı? Çünkü onun çevresinde herkes Türkçe konuşuyordu, ben hariç. Ama ben Türkçe de biliyorum ve ben çocuklarla Almanca konuşsam da bana Türkçe olarak cevap verebiliyorlar. İşte bu durumda çocuklar belli bir yaştan sonra Almancaya gerek duymayıp onu reddedebiliyorlar. Markette tanıştığım annelerin durumu… Benim korkulu rüyam!
Peki, biz ne yaptık? Bizim yakınlarımızda Almanca olarak eğitim veren eğitim kurumu yok. Biz kollarımız sıvadık! Anneanneyle sıkça telefonda konuşmaya başladılar.
Birlikte seyrettiğimiz televizyon programlarımızın tümü ve okuduğumuz kitaplarımızın çoğu Almanca oldu. Almanca konuşan çevre oluşturmaya çalıştık, ki başkaların çocuklarının anneleri de Almanca konuştuğunu görsünler. Ama en önemlisi, istikrarlı bir şekilde Almanca konuşuyorum ki bu hiç kolay değil.
Eskiden duruma göre Türkçe konuşsam bir sorun olmaz mı diye düşünüyordum. Bugün biliyorum ki bu çok büyük ve yaygın yapılan bir hata! Oğlum bana Türkçe olarak seslense de benim daima Almanca olarak cevap vermem lazım. Bunu da şartsız, koşulsuz yapıyorum. Ama bu hiç kolay değil. Eskiden ben otopilota bağlanmışım gibi Türkçe cevap veriyordum. Üstelik, Almanca bilmeyen bir kişi varken çocuklarımla Almanca konuşmak zor gelmişti. Zor çünkü, insanlar tuhaf bakıyor, çocuklarıma dediklerimi anlamadıkları için mesafe koyuyorlar, “hadi boş ver sene, burası Türkiye, sen Türkçe konuş” diyen bile oldu.
İstikrarlılık olmadan olmuyor
Zamanla bu tuhaf bakışlara alıştım. Duymazlıktan gelmeye de alıştım. Bir akraba, bir oyun arkadaşı, ana okul öğretmeni, hastanedeki doktor, lokantadaki garson, süpermarketteki kasiyer, bu listeyi sonsuza kadar sürdürebilirim, hepsi için herşey bir daha Türkçe olarak tekrarlamaya da alıştım. Örneğin, oğlumun bir arkadaşıyla birlikte oyun oynuyoruz. Daima oğlumla konuştuklarımızı o arkadaşa bir daha Türkçe olarak da söylemem gerekiyor. Bu yüzden zaten bütün çocuklar bana uzaylı gibi bakıyor. Soru sorduğumda genelde cevap ta vermezler bana.
Ama buna da alıştım, oğullarım da. Artık “Ben iki dil konuşuyorum, Almanca ve Türkçe.” diye herkese izah ediyorlar. Gösterdiğimiz istikrarlılıkla iki ayda durumu düzeltmeye başardık. Yazın da Almanya’da arkadaşlarımız geldi ve bu da çok işe yaradı. Üç hafta aralıksız ağırlıklı olarak Almanca konuşmak zorunda kalmak Leon ve Luka’nın dili oldukça ilerletti. Artık Leon ve Luka dışarıda ve babalarıyla Türkçe, benimle genelde sadece Almanca konuşuyorlar. Şimdilik başardık…