15.07.2013

Hadi kuş, uçmalısın!

Haftada en azından bir defa uzunca bir köy-orman yürüyüşü yapıyoruz. Daha önce de onlardan bahsetmiştim. Bugün erik toplayalım derken kendimizi yabani bir kuşu severken bulduk…

Köyümüzde o kadar çok eski meyve ağaçları var ki, her türlü erik, armut ve üzüm köyde bir yolun yanında veya boş bir arazide toplayabiliyoruz. Bu sabah kahvaltıda Leon hemen isteğini belirtti. Erik bitmiş ve ilk olarak erik toplamaya gitmemiz gerekiyordu. Eh, bizde elimize kap alıp ailece çıktık.

Köyümüzde oldukça çok eski köy evleri var. Bir tanesi var ki, ne zaman onun önünden geçsem tekrar tekrar hayran kalıyorum. Çünkü bahçesinde kocaman bir muz palmiyesi yetişiyor. Kim demiş İstanbul’da muz yetişmez? Aklım bunu tam almıyor gerçi, çünkü iklim muz palmiyesi için hiç ama hiç de uygun değil. Ama o palmiye bir zamanlar oranın toprağını sevmiş ve alışmış demek ki, bir de meyve veriyor!

Eski köy evlerinin yerine yeni ev yapıldığında herhangi bir ev yapılması mümkün değil. Buranın mimarisine uygun bir ev yapılması gerekiyor. O nedenle bu arada farklı köylerde aynı tip evlerin yapıldığını görüyoruz. Bizim köyümüzde öyle bir ev yapılmıştı geçen ay. Bu sefer merak ettik ve eve bir bakalım derken tam önümüzde o evin penceresine bir kuş çarpıp yere düştü. Tabi ki anında seferber olduk! Kuş sırt üstü yatıyordu. Ben elime alıp onu ters çevirdiğimde Leon ve Luka tabi ki dayanamayıp kuşu sevdiler. Yavaş yavaş sırtını okşadılar. Kuşun şokta olduğunu ve sevilmek yerine rahat bırakılması gerektiğini onlara anlatmak hiç de kolay olmadı. “Kafasını kırdıysa?” dedi Leon. Peki, kuşun kafasını sağa sola çevirene kadar bekledik. O arada ayakların üstünde durmaya da başlamıştı zaten. Çocukların içi rahat edince kuşumuzu yalnız bıraktık. Yol boyunca topladığımız erikleri artık evde yeme zamanı gelmişti zaten…