28.05.2013

Çocuklarla doğruları bulmak...

Biz hep kendi sağlığımızı düşünüyoruz. Yani kendimizin veya ailemizin sağlığı. Hayatımızın istediği gibi olması için kullandığımız birçok ürün için kendi sağlığından ödün veren diğer canlıları pek düşündüğümüz yok. Hele “doğal” ürünlerse aklımızın ucundan bile geçmez. Ama “doğal” bazen zalimce demektir…

Tüm bunları çok eskiden araştırdığımdan beri ne kadar “doğal” olsalar da deri giysi ve ayakkabı, kaz tüyü yorgan, yastık, mont, yünlü ve ipekli eşya ve giysiler evime girmez. Neden?  Kısaca özetleyeyim. Deri, et üretimimin bir yan ürünü olmayıp birçok hayvanın derisi için kesildiği için kullanmıyorum. Yün, koyunların yün üretimi için yetiştirildiklerinde zalimce davranıldıkları, hatta Merino adlı yün için kullanılan koyunların vücudundan daha fazla yün çıkması için buruşuk derili şekilde yetiştirildikleri için kullanmıyorum. Kaz tüyü, hayvanlar canlı yolundukları için kullanmıyorum. Çünkü ben, benim için, konu ne olursa olsun hiçbir hayvanın ölmesini veya acı çekmesini istemem. Tüm bunları bir şekilde konu açılınca Leon ve Luka’ya da anlatmaya çalışıyorum. Onların da bu konuları tıpkı benim gibi benimsemelerini isterim tabi ki.

Ancak hayvanlar ve acı maalesef bitmek bilmeyen bir konu. Geçen gün komşumuzun tavus kuşu Osman'a aldığı dişi tavus kuşunun öldüğünü öğrendik. Kanatları çektirilmişti, o yüzden akşam sansar tarafından saldırılınca kaçamamıştı. Kanat çektirmek zalimce bir şey. Leon da üzüldüğümü fark etmişti ve nedeni sordu. Ona anlatmaya çalıştım. Zavallı hayvanın son günlerini düşününce hala gözlerim doluyor. 4 yaşındaki oğlum bile o kuşu yerinde tutmak için kanatlarını çektirmek yerine başka yöntemler üretti hemen.

Ben tüm bunlara önem verirken yine hayatın ikilemlerinden biriyle karşı karşıya kalıyorum. İkilem demek belki yanlış olur. Benim için zor olan konulardan biri demek daha doğru olur. Çünkü ben kendim için bu konudaki doğrularımı buldum. Ama çocuklarım henüz çok küçük, onlara çok fazla empoze etmek istemiyorum. Çünkü kendilerine göre doğruları henüz bulmuş değiller tabi ki. Üstelik benimkinden farklı olsa da baktıkları açıdan da doğru bir açı aslında. İşte benim çelişkim orada başlıyor... 
Tavuklarımızın iki tanesi artık yumurtlamıyor. Muhtemelen yaşlılar artık. Bana kalsa hayatlarının sonuna kadar bizden yem yiyebilirler. Kahvaltıda bunu konuşurken Leon demez mi “eh, o zaman onu keselim tavuk çorbası yapalım!” Bu beni kesinlikle aşar. Vejetaryen olmama rağmen evimde et pişiyor ama bu kadarı da fazla. “Benim mutfağımda olmaz canım” diyorum Leon’a. Konunun bu şekilde kapandığını umut ediyorum. Çenesini avucuna koyuyor ve düşünmeye başlıyor. “O zaman tavuğu komşumuza götürelim, o onu keser, çorbayı da yapar.” diyor ve benim şaşkın bakışımı görünce ekliyor ki “Ama Mama, bu işi biliyor, o çorbasını hep kendi tavuklarından yapıyor, biliyorum!” Ağlayayım mı, yoksa sevineyim mi, bilemiyorum. Ne diyeyim artık. İşte bana fikir üreten, çözüm de bulan bir oğul. Sadece bence konu yanlış…