1.05.2013

Tozlu Sayfaların 4 Patili Kahramanları I

Bu dört ayaklı minik efsaneler, elbette resim ve heykel sanatına olduğu kadar edebiyat ve sinema sanatına da esin kaynağı olmuş, sonsuz kere sarı sayfalara pati basmıştır kendilerini seven sanatçıların hayal gücü ile. Ve sonsuz kez beyaz canım sihirli dünyasına girip mırıltılarıyla anlam katmış ya da hayatımıza, sinema perdelerinden akmışlardır. Sayısız eserle, sayısız zamanlar boyunca…


ANTİK DÖNEM

Konuşan Kediler

Minik asalet sembolleri, antik çağlarda gizemleri ile sadece Mısırlıları cezp ederek birbirinden eşsiz heykeller ve hiyeroglifler yapmalarını sağlamamış, 6. yüzyıldan itibaren, Yunanlıları ve onların fable’larını, o fantastik efsanelerini ve mitolojilerini de aynı ölçüde etkilemiştir. En çok da fable ustası Aesop’u… Yani, bizim masallarından aşina olduğumuz adıyla Ezop’u. Aesop, “Cat and Venus”, “Cat and Cock” ve “Belling Cat” gibi hikayeleri ile kedileri birçok kez konuşturmuş, onları fable’larının vazgeçilmez kahramanları haline getirerek, hayattan “kıssadan hisse” dersler çıkarmaları konusunda insanlara yardımcı olmalarını sağlamıştır. 

Tabi bunu, kedinin o göze çarpan keskin karakteristik özelliklerinden taviz vermeden yapmış, kediyi hep “kedi” gibi vurgulamıştır. Bunun en iyi örneklerinden biri de “Cat and Venus” (Kedi ve Venüs) hikayesidir. Genç bir adama aşık olan bir kedinin, Venüse gidip kendisini güzel kadına çevirmesini istemesiyle başlayan hikayede, kedinin bu isteği kabul edilir ve genç aşığı ile bir araya gelmesi sağlanır. Ancak, son durumu ve kedinin görüntüsünün değişiminin kişiliğinde de bir farklılığa yol açıp açmadığını merak eden Venüs, kediyi ziyarete gider ve odanın ortasına bir fare bırakır. Genç ve yakışıklı sevgilisini tamamen unutan kedi-kadın koltuğundan fırlayarak fareyi kovalamaya başlar. Bunu üzerine Venüs, sinirlenerek onu eski haline geri çevirir. Yani, yine Aesop’un sözleriyle “doğa görünüşü aşmıştır!”

Gelmiş geçmiş en büyük dahilerden olan, şiirin ve mitolojinin atası olarak kabul edilen Homeros da Aesop gibi, kedi figürünü yarattığı mitoloji içerisinde kullanmayı seven bir isimdi. Ve yarattığı kötü kalpli “kedi tanrıça” ile kedinin gizemine kötücül güçleri de katarak, ilginç ve mitolojinin tüm özelliklerini taşıyan bir karakter yaratmayı başarmıştı. Kısacası, kedilerin literatür tarihi tüm gizem ve ihtişamı ile başlamıştı!

16-18. YÜZYIL

Yükselen Sanatın Yükselen Patileri

Avrupa, sanat değerlerinin yükselişe geçtiği o göz kamaştırıcı Rönesans dönemine yaklaştığında ve girdiğinde, bu aydınlanmanın yücelttiği sanattan kediler de paylarını almıştır elbette. Hangi önemli yazarların kalemine düşmemiştir ki kedilerin gölgeleri? 1300’lerin ortalarında, inanılmaz hayal gücünü tüm görkemi ile kullanan Dante Alighieri, Rönesans şiirine yön veren, hümanizm akımının öncülerinden, büyük usta Francesco Petrarca, 1500’lü yıllarda özellikle aşk ve epik şiirleri ile tanınmış İtalyan şair Torquato Tasso… Ve tabi ki, tüm çocukların büyük bir ilgi ve sevgiyle okuduğu, Çizmeli Kedi ve Charles Perraut da bu listeye dahil…

Rönesans’ın etkileri ile ışıkla dolan 18. yüzyılda ise kediler yine saraylardaydı. Ve soyluluk simgesi olarak, hümanizm akımının etkisiyle de aynı zamanda “iyi bir dost” olarak günlük yaşamda ve eserlerde yerlerini bulmuştur. Ünlü Fransız yazar François de Chateaubriand da soyluluk ve dostane bir hediye olarak kabul etmişti simsiyah kedisini. Kediyi hediye eden, Papa 12. Leo’ydu ve bu da onun patilerine özel bir anlam katmıştı. Chateaubriand, anılarını topladığı Memoirs adlı üç ciltlik eserde, bu özel hediyeden ve ona duyduğu büyük sevgiden de bol bol bahsetmişti. 

Zoolistan Dergisi, Mart 2006