29.04.2013

19. yüzyılın sanatında kediler

Bu hafta minik panterlerimizin izini takip edeceğim. Zamanında Zoolistan dergisinde yayınladığımız çok güzel bir yazı dizisini okumanı tavsiye ederim...
  
Karşımıza 19. yüzyılın aşkla bakılan meraklı kediler çıkıyor…

Doğu’nun Zarafeti, Kedinin Asaleti

Ta en başından beri bu evcil panterleri dostları ve yardımcıları olarak gören ve onlara işlevsellikleri yüzünden saygı duyan doğu, kediyi keşfetmeye ve onu tüm doğallığı ile resmetmeye 19. yüzyılda da devam etmiştir.  Bir meditasyon uykusuna yatan ve akvaryumdaki balıklarla “haşır neşir” olan kediler Japon sanatçılarını daima cezp etmiş, dalgın ve ufuktan gelecek birilerini bekleyen edaları meraklarını uyandırmıştır. Ve elbette Kuniyoshi, Toko ve Hiroshige gibi doğu sanatçılarına ilham vermiştir. Doğuda kediye duyulan saygı ve sevgi, kedilerin onların gözündeki mistisizmlerini de asla kaybetmemelerini sağlamıştır. Doğulular, uykusu gelen ancak pencereden izlediği denizden gözlerini alamayan bir kediyi, daima daha gizemli bir şekilde algılamayı yeğlemiştir.

Bu, onların kedilere ve aslında tüm canlılara insanlar gibi ruhu ve fikirleri olan, hatta insanlardan çok daha gelişmiş duyuları ile daha derin bir takım hisler içinde olan yaratıklar olarak baktıklarının bir kanıtıdır. 

Bunun da inanış sistemleri ve gerek dünyaya gerekse yaşama bakış açılarındaki mistik ve derin felsefi anlamlar taşıyan mantıkları ile açıklamak mümkündür. Burada her şey, Buddha’nın yasakladığı gibi “zarar verilemeyecek” kadar değerlidir. Kediler de…

Kedi Aşıklarının Zamanı…

19. yüzyıl, aslında tüm dünya üzerinde “kedi aşığı ressam ve yazarların” ortaya çıkış tarihi olarak değerlendirilebilir. Hayvanları koruma, sevme bilincinin oturmaya başladığı ve “hümanizm”in hayvanlara olan sevgiyi de desteklediği bu yüzyılda; Manet, Reonir, Gauguin gibi ressamların yanı sıra, Emile Zola gibi yazarlar da kedilere olan düşkünlüklerini eserlerine yansıtmıştır.

Manet’nin 1865’te yaptığı “Olympia” adlı tabloda siyah, küçük bir kediyi, köşeye iliştirilmiş bir ayrıntı gibi görebiliriz, ancak aslında bu sanatçının “ters mantık” şeklinde ilerleyen kusursuz kompozisyon yeteneğinin kendisidir. Ve bu sayede kedi küçük, siyah bir lekeden “bakanın anında gözüne çarpan bir figür” haline gelmiştir. Aynı resim, Emile Zola tarafından 1868 çıkardığı bir kitabının kapak resmi olarak seçilmiştir.

Renoir ise gerçek bir kedi aşığı olduğunu, çizdiği birçok resimde betimlediği kedilerle kanıtlamış bir ressamdır. Bunlardan bir tanesi de kendisi gibi bir empresyonist olan Manet’nin yeğeni Julie Manet ile birlikte resmettiği ve küçük kızın kucağında tam anlamıyla mest olmuş bir kedidir.

Reklamlardaki Kedi

Taşbaskı yönteminin 19. yüzyılın sonlarına doğru gelişmesiyle, bu yöntem Steinlen gibi sanatçılar arasında bir grafik yöntemi şeklinde, hem sanat yapıtlarının hem de reklam afişlerinin hazırlanmasında kullanılmaya başlandı. Kullanılan ilk reklam afişlerinden birinin ise yıldızları ise yine kedilerdi. Sterilize bir süt reklamının afişi olarak hazırlanan eserde Steinlen, sütün en büyük düşkünleri olan kedileri de kullanmayı unutmamış, reklam afişini diğer çalışmalarında da sık sık karşılaştığımız kedi illüstrasyonları ile süslemiştir.

İsviçreli sanatçı Felix Vallotton ise 1896’da yaptığı “La Parasse” (Tembellik) adlı tablosunda, yatakta uzanmış bir kadının ellerine uzanan bir kediyi resmetmiştir. Bu, hem tembelliğin Ortaçağ’daki gibi büyük bir ayıp hem de kedilere özgü bir davranış olmadığının kanıtıdır. Gittikçe daha fazla gelişen, sanayileşen ve teknoloji sayesinde biraz daha hızlanan yaşamda, artık herkesin birazcık kedi olmaya, birazcık tembellik yapmaya ihtiyacı vardır!  

Bunun bir başka kanıtını Gauguin’in 1896 yılında çizdiği “Doing Nothing” (Hiçbir şey Yapmamak) adlı resimde de görebiliriz. Loş bir odada, hiçbir şey yapmadan sakin sakin oturan Tahitili bir kadın ve erkeğin yanında kıvrılıp yatmış, bembeyaz bir kedi “Doing Nothing”de resmedilmiştir.  

Zoolistan dergisi, Mart 2006