30.04.2013

20. yüzyılın sanatında kediler

20. YÜZYIL

Günlük Kediler!

Elbette, bu yüzyılın da kedi sever sanatçıları vardır. Bunların en başında da Fransız ressam Pierre Bonnard gelir. İllüstrasyonları kadar, empresyonizm etkileri taşıyan eserlerinde de kedilere bolca yer veren Bonnard, onları günlük yaşamın, evlerimizin ve sokaklarımızın bir parçası olarak çizmeyi tercih etmiştir. Onun kedileri ürkek değildir, kalabalık ortamlarda, özellikle de insanların etrafında olmayı çok sevmektedir. Pazarda, alışverişte, evin içinde hatta banyoda da bile insanlarla birlikte olmayı tercih etmişlerdir. Picasso’nun da bu şekilde düşündüğünü anladığımız eseri “The Bath”da (Banyo) olduğu gibi… Banyo resminde, banyo yapan sahibi ve onun çocuğunu izleyen kedi hem ilgili hem de meraklıdır.

Meraklı kedileri çizen bir başka ressam ise daha çok bir gazeteci mantığıyla “günlük yaşamdan” eserler ortaya çıkaran, The Ash Can School’un sanatçılarından John Sloan’dır. Ressam, “Greenwich Village Backyards”  adlı eserinde karların arasında kardan adam yapan çocukları büyük bir merakla ve gizlenerek izleyen bir kediyi betimler.

Sanatçılar da diğer insanlar da artık bu gizemli panterleri anlıyor, karakterlerini özümsüyor ve anlamsız inanışlara malzeme yapmıyorlardı. 18. yüzyılın aksine, “sıradanlaşan kedi olgusu” 20. yüzyılda “sıradan ama şirin ve güzel” mantığı ile birleşmiş, kedilere evlerin ayrılmaz parçası olarak, bir avantaj şeklinde dönmeye başlamıştı.

Avcılık ise halen insanların en fazla fark ettiği özellikleriydi. Ve Çinli ressam Hsii Pei-Hung’ın da gözünden kaçmamıştı. “Cat and Yellow Butterfly” adlı resminde sarı bir kelebeği kovalayan kediyi tasvir eden ressam, bunu kedinin doğal ve estetik hareketlerini resmine yansıtmaya büyük özen göstererek yapmaya çabalamış, başarılı da olmuştur.

Ekspresyonizmin Şekilsiz Kedileri…

20. yüzyılın sonlarına yaklaşırken, sanatta kendine haklı bir yer edinmiş ekspresyonist sanatçılar da yine vazgeçilmez bir model olarak kedileri kullanmıştır. Sadece eserlerinde değil, aynı zamanda propagandalarda kullandıkları afişlerde de kediler bir model, bir sembol olmuştu. Picasso, 1939’da yaptığı “Cat and Bird” (Kedi ve Kuş) isimli tablosunda, İspanyol Sivil Savaşı sırasındaki acımasız tavır ve kararlarından dolayı İspanyol Başkanı Franco’yu, halkı temsil eden bir kuşu yiyen kedi olarak sembolize etmiştir. Ayrıca, dönemin ender rastlanan bir örneğini ortaya koyarak kediyi “kötü” ile bağdaştırmış ve siyasi bir konunun içerisinde kullanmıştır.

Bir diğer ekspresyonist Max Kahn, “cat walk”u bir figür olarak (kedi yürüyüşü) ilk kez kullanmaya başlayan sanatçılarından olmuştur. 20. yüzyılın sonlarına doğru taşbaskı yöntemi ile hazırladığı “Cat Walk” adlı eserinde de bu çok açıkça gözlemlenmektedir.

Amerikalı sanatçı Will Barnet’ın imzasını taşıyan “Woman and Cats” adlı tablo kedilerin cenneti yaşadıkları, harika Mısır günlerinin bir “övgüsü ve hatırası” olarak düşünülebilir. İnsanların kedilerin kutsal olduğunu düşündüğü zamanların…

1983’te “New York Art Expo” için Amerikalı sanatçı Neumeier’ın hazırladığı afiş ise kedilerin insanlarla ilgili tüm konularda artık adlarından bahsettireceklerinin bir habercisi olmuştur…

Zoolistan Dergisi, Mart 2006