18.04.2013

Biz sirk severiz, ama hayvansız olanı!


Hayvan dontörleri (yabani hayvan eğitmenleri), gösterilerde yer alan hayvanların insan elinde büyümüş, maneje alışık ve insansız yaşamayacak hayvanlar olduğunu söylüyor. Hayvan hakları savunucuları ise yabani hayvanların evcil hayvanlar olmadıklarını, özgür yaşamaları gerektiğini ve manejlerin yıldızlarının şöhrete giden yolda, ceza ve eziyet çekmek zorunda kaldığını öne sürüyor. Kim mi haklı? Gelin, sirklerin perde arkasına beraber bakalım…

Hepimiz çocukken, evden kaçıp sirke katılmayı hayal etmişizdir. Nefes kesen ve tehlikeli gösteriler yapan akrobatlara katılmak, vahşi kaplanlarla yaşayan dontörlerden biri olmak her çocuğun kurduğu hayallerdendir. Manej, daima büyüleyici olmuştur ve hep öyle olacaktır. Bu gizemli ve parlak manejler, bizi hayrete düşürüp kahkahalara boğarken, arkasına bakma fırsatımız genelde yoktur. İşte, sirklerin seyircinin haberdar olmadığı yanı, sirk hayvanlarının maneje çıkana kadar ve gösterilerin dışında sürdükleri hayattır.

Acımasız Hayat!

Özellikle küçük sirklerde, hayvanlar genelde acımasız ve menfur şartlarda tutuluyor. Hayvan hakları savunucularının eleştirdikleri noktaların başında, çok büyük sirklerin dışındaki sirklerdeki para sıkıntısı yüzünden ortaya çıkan yetersiz bakım şartları, tek başına yaşama sistemi, yetersiz hareket imkanı, eksik beslenme ve yanlarında bir veteriner hekimin olmaması, konaklanılan şehirlerde de genelde yabani hayvanlardan anlayan bir veteriner hekim bulunmaması gelir.

Şüphesiz ki, sirkte yabani hayvanlara doğal yaşam koşulları sağlanamaz. Fil ve yabani kedigiller, doğal yaşantılarında oldukça geniş bir yaşam alanına sahiptir ve günde kilometrelerce yol kat ederler. Sirkte ise parmaklıkların arkasında, küçücük bir alanda, geceleri zincirlere vurulmuş olarak yaşarlar. Ancak tabiatlarına aykırı numaralarla hareket imkanı bulurlar. Yani, sürü halinde yaşayan sosyal hayvanlar, günlerinin çoğunu hareket etmeden, tek başına ve sefalet içinde sürdürürler.

Sürekli dar alanda yaşamak, yabani hayvanların fiziki ve zihinsel durumlarını oldukça ciddi olarak etkiler. Ingiltere'deki Animal Defenders International'ın yaptığı bir araştırma, sirk hayvanlarının çoğunun anormal davranışlar sergiledikleri sonucuna vardı. Araştırmacılar, günün %70'ini zincirlere bağlı geçiren filler, günün %99'unu kafesinde geçiren kedigiller ve günde 23 saat kapalı kalan atlara tanık oldular.

Üstelik küçük sirklerin çoğunun, kalorifer sistemi olan uygun kış durakları -ki bazı sirkler hayvanları kışın kamyonlarda bırakırbile yoktur. Yazın, seyahat için kullanılan kamyonların klimaları yoktur. Ve oldukça sıcak dereceleri seven hayvanlar bile ölebiliyor.

Tıpkı ABD'li The King Royal Sirki'nde olduğu gibi. Heather adlı fil, içi 48°C'yi bulan kamyonda, sıcaklık nedeniyle öldüğünde sirk ruhsatını kaybetmiş ve 200.000 dolar ceza ödemek zorunda kalmıştı. Yani, soğuk bölgelerin hayvanları sıcak eziyetini çekerken, özellikle fil ve kaplan gibi, sıcak yörelerin yabani hayvanları doğalarına aykırı soğukluklarda kışı geçirmek zorunda.

Tabi ki, sirklerde yaşayan hayvanlar için de direktifler var. Ancak, bunlar da yetersiz. Çünkü onlar, kafeslerin hayvanların içinde ayakta durup dönebileceği kadar büyük olmasının yeterli olduğunu söylüyor. Ancak, bu asgari koşullar bile çoğu zaman yerine getirilemiyor. 1981 yılında, şehirden şehre dolaşan bir sirkte gizli araştırma yapan bir hayvan hakları savunucusu, gördükleri karşısında dehşete düşmüştü. Çünkü sirk, bazı zamanlar hayvanlara içme suyu bulmakta bile zorluk çekiyordu. Bırakın, fillerin o çok sevdikleri su banyosunu yapabilmesini…

Boyun Eğene Kadar Dayak!

Böyle bir hayat sürmeden önce de hayvanların yaşadıkları hayatın çok parlak olduğu söylenemez. Çünkü gösteri numaralarının öğretilmesi sırasında, hayvanlara sert bir eğitimin ve acılı dayak cezalarının verilmesi, sirklerde bir gelenek haline gelmiştir. Fillerin baskınlığını, haftalarca süren dayak seansları kırmaktadır.

Ingiltere'deki Chipperfield Sirk Hayvanları Eğitim Çiftliği'nde, fillerin eğitiminin bu şekilde gerçekleştiğini iddia ediyor "Animal Public" sözcüsü Laura Zimprich. Avrupa'daki sirkler için fil eğiten Chipperfield'de "buna, hayvanı kırmak diyorlar" diye devam ediyor Zimprich. Ve bunun sonu yok. Çünkü Zimprich'e göre: "Sirklere gelen bu fillere, devamlı işkence yapılıyor. Onlara sürekli şiddet göstermek zorundalar, örneğin ince bir çivi veya elektroşok cihazı ile. Aksi takdirde, fil, insandan daha güçlü olduğunu fark edip özgürlüğüne kavuşmak için insana karşı şiddet uygulayacak.” Bu, sürekli oluyormuş. "Son zamanlarda, sirk dontörlerinde sayısız ölümcül kaza meydana geldi" şeklinde anlatıyor Zimprich. Bu durumun, 40 ölü ve 150 ağır yaralı hayvanın, eğitime karşı koyması sonucu ortaya çıktığı tahmin ediliyor. Tıpkı Circus International'da, Afrika fili Tyke'ın 13 kişiyi yaralaması ve dontörünü öldürmesi gibi…

PETA'nın gizlice çektiği video filmleri, fillerin gösteriyi iyi yapmadıklarında uzunca bir süre dayak yediklerini ve "eğitim" sırasında, bağırana kadar şiddet gördüklerini kanıtlamıştı. Kenya'daki maymun uzmanı Dr. Robert Sapolsky, "Baboon Lagoon" adlı sirkin babunlara yaptırdıkları gösterileri izlediğinde, şu sözleri söylemişti: "Babunlara bu tarz numaraları yaptırmak, havadan sudan bir iş değildir. Büyük bir ihtimalle, bunun için çok fazla ceza ve acı gerekmiştir."
Tüm hayvanlara, doğalarına aykırı hareketleri öğretmek eziyet içeren bir işlemdir. Kimileri, eğitim metotlarına ayak uydurmadıkları için strese girer, kimilerine hakim olabilmek için ilaç verilir veya tırnakları, dişleri sökülür.

Gözyaşı Dolu Emeklilik…

Sirk hayvanları, bu eziyet dolu hayattan emekli olduklarında da kaderleri değişmiyor. Bir sirk hayvanının "kullanım süresi" dolduğunda, ya kafeslerden oluşan kış duraklarına bırakılıyor ya da başka sirklere, hayvanat bahçelerine veya en kötüsü, av çiftliklerine ya da deney laboratuarlarına satılıyor.

Emeklilikleri, genelde yaşamlarından farklı değil: yetersiz bakım ve beslenme şartları altında, tek başına, daracık bir hücrede... Tüm bunlar gösteriyor ki, eskiçağlardan kalma yabani hayvanların terbiye yöntemleri, hala bir gelenek olarak görülmekte. Ancak yabani hayvanların, medeni toplumun bir parçası olmaktan çoktan çıkmış olması gerekirdi. Çünkü gelenekler, arada sırada güncel bilgi seviyelerimize göre uyarlanarak yenilenmedikten sonra, ne işe yararlar ki? Çocuklar, sirke kaçmanın hayallerini kurarken, sirkteki hayvanların düşleri de herhalde oradan kaçmakla geçer.

Insanların eğlenmeleri için doğalarına aykırı ve büyük fiziksel acılar veren gösterileri yapan hayvanların, aslında sadece birer mahkum oldukları gerçeği, manejin renkli dünyasında maalesef başarıyla gizleniyor.

Zoolistan Dergisi, Temmuz 2006