27.02.2013

Anne, kucaaak!


Yaklaşık bir yıl önce sürümüzün tüm üyelerine yeteri kadar ilgi gösteremediğimin fikrine kapıldım. Ve her akşamı  bir köpeğe ayırma kararı aldım. Nasıl? Onun koltukta kucağımda yatmasına izin vererek. Çocuklar yattıktan sonra ben koltuğa uzanıyorum. Herkes koşarak yetişiyor, yerini kaptırmamak için uğraşıyor. Zando hariç.

Zando’nun seremonisi var. Önce yanıma geliyor ve bana bakıyor. Uygun musun? Evet, “Zando, gel.” Diyorum. Sonra da kafasını bacağıma koyuyor. Ve yine bana bakıyor. Bakıyor ve bakıyor ve bakıyor. Kafasını sevsem sevmesem fark etmiyor, denedim. “Hadi oğlum, geleceksen gel” diyorum. Bu hızda devam edersek o yerleşene kadar benim işim çıkacak. Ardından bir tane pati koyuyor, arkasından yavaşça ikinci ön patisini koltuğa yerleştiriyor. Kuyruğu bu arada helikopter pervanesi gibi.

Seremoninin zor kısmı buydu sanıyorsan yanılmışsın. Buraya kadar kolaydı! Bundan sonra resmen onu ikna etmek zorundaymışım gibi hissediyorum. Kuyruğu sallaya sallaya bana bakıyor. Bu işten herhalde acayip keyif alıyor.
- “Hadi oğlum, hop” diyorum. Zando’dan hareket yok. Kuyruğu sallaya sallaya bana bakmaya devam ediyor.
- “Zando, hooop!” diyorum bir daha. Hareket yok. Kuyruğu sallaya sallaya bana bakmaya devam ediyor.
- “Zandooo, HOOOP!” sinirlenmeye başlıyorum. Şimdi hiç atlamayacak diyorum kendi kendime.  
Ayakucumu göbeğin altından bacakların arasına sokuyorum ve onu hafifçe dürtüyorum. Hop, arka bacaklarından biri çıktı koltuğa! “Evet oğlum”… Artık ikinci ayak da koltuğa çıkıyor. Zando bir yerleşiyor, sanki bir daha kalkmayacakmış. Aynen de öyle oluyor zaten. Onu oradan bir daha indirmek neredeyse imkansız, o kadar derin ve keyifli uyuyor ki!   

Ama bana öyle geliyor ki, bu koltuğa çıkma meselesinde bir yerde Pavlov’un şartlı refleksi gibi şartlandırılmış bir refleksten öte refleks zinciri yarattım…