19.02.2013

Çocuğunun en iyi arkadaşı bir köpek olsun! (6)



Facianın Eşiğinde Doğan Aşk!

Başımdan geçen bütün bu olaylardan, hep bir şeyler öğrendim. Küçük yaşta annemlerin bana anlattıklarından, daha sonra ise benim aslında bildiğim ama yapmadığım şeylerden şunu öğrendim; köpeklerin bir suçu yoktu. Ya ben yanlış yapmıştım ya da diğer köpeğin sahibi. Bu nedenle, köpek aşkımdan asla bir şey kaybetmedim.
Benim köpek aşkımı, sonsuza kadar derinleştiren olayı, 20 yaşındayken Kuşadası’nda yaşadım. Kasım ayında iki köpek ve bir karavanla tatile geldiğim Kuşadası’nda, artık kimsenin olmadığı bir kamp alanında durmuştuk. Etrafta kimseler yok, her yer bomboştu. Tek başıma, kamp alanının plajında yürüyüşe çıkmıştım. Kimsenin olmadığını düşünmemin yanlış olduğunu o zaman öğrendim.

Akşamüstü, plajda keyifli keyifli dolaşırken, bir anda binaların arasından bana doğru koşan ve hırlayan sekiz adet Çoban Köpeği gördüm. Onlar, o alanın bekçi köpekleriydi. Hayatım buraya kadarmış derken, seçeneklerimin neler olduğunu hızla düşünmeye çalışıyordum. Kaçacak bir yerim yoktu. Sağda plajdan başka bir şey yoktu, sol tarafımda da durum farklı değildi. Yardım çağırsam, beni duyabilecek kimse de yoktu. Arkamda ise sadece deniz vardı. Denize girip, köpeklerin ayrılacakları o meçhul zamana kadar yüzebilirdim ama iyi bir yüzücü olmama rağmen, niye bilmiyorum, ama o anda bu seçeneği beğenmedim.

Tüm bunları yaşadığıma rağmen
-ya da belki yaşadığım için-
çocuklarım köpeklerle iç içe büyüyorlar
Yere oturmaya karar verdim. Sakin kalmaya çalıştım ve ayaklarıma baktım. Çünkü köpekler, gözlerine bakmamı tehdit olacak algılayabilirdi. Köpekler hızla yaklaşıyordu. Kalbim yerinden çıkacak kadar hızlı atıyordu. Hırlayarak beni bir çember içine aldılar. Derin, ama sakin nefes almaya çalışıyordum. Gizlice onlara bakmayı denedim. Her tarafımda hırlayan köpekler vardı. Kafaları, benim kafamla aynı hizadaydı. “Yanlış bir hareketle işim bitmiş olacak” diye düşünüyordum. Yavaş ve sakin olarak, onlarla en güzel ve sevimli sesimle konuşmaya başladım. Ne dediğimi hatırlamıyorum ama herhalde, köpeklere daima söylediğim şeylerin aynısıydı. “Ne kadar güzelsin sen” gibi sözler. Köpekler, yavaş yavaş hırlamayı kesmeye başlarken, ben ışık hızıyla köpekler hakkında tüm bildiklerimi düşünüyordum. Bunlar sürü hayvanları, demek ki bir sürü başları olmalı, diye düşündüm. Sürü başının güvenini kazanırsam, diğerleri de bir şey yapmayacaktı. Kafamı yere doğru eğik tutarken, gizlice köpekleri izliyordum. Görebildiğim köpeklerin hepsi aynı mesafede duruyordu. Tam o anda, önümdeki köpek bir adım daha ilerledi ve kafasını bana doğru uzattı. “Evet, aradığım sensin!” dedim kendi kendime. Konuşmamı sürdürürken, son derece yavaş hareketlerle elimi kaldırdım ve ona doğru uzatmaya başladım. Avuç ve parmaklar aşağıda olmak üzere, elimi köpeğin burnunun önüne, 20 cm’e kadar yaklaştırdım. Onun beni koklamasını beklemekten başka bir şey yapamazdım artık. Bir süre sonra, kafasını elime uzatarak elimi kokladı. Beni bir süre kokladıktan sonra, yavaşça yanaklarına dokunup onu okşamaya başladım. Bunun üzerine, bana bir adım daha yaklaştı.

İşte o anda, kumun açılmasını ve beni içine almasını diledim. Çünkü bir anda, tüm sekiz köpek beni koklamaya başladı. Elimde, kolumda, omzumda, sırtımda, kalçalarımda, kısaca görebildiğim ve göremediğim her yerde köpek burunları hissediyordum. Ve bir anda her şey bitmişti. Çünkü beni iyice kokladıktan sonra, geldikleri yere geri döndüler. Ertesi gün, yine plaja giderken, bekçiyle de tanışmıştım. Üstelik, köpekler beni görünce ne yerlerinden kalktılar ne de havladılar.

Belki çok yanlış ama o günden beri, havlayan ve hırlayan köpekten de hemen korkmam. Daima sakin kalıp, durumun tam olarak ne olduğunu çözmeye çalışıyorum ve ona göre hareket ediyorum. Bağlı olmamak şartıyla, hırlayan her köpekle birkaç dakika içinde, doğru hareketleri yaparak arkadaş oluyorum ya da ısırılmadan ilgisini kaybettiriyorum.