23.02.2013

Sümüklü ve ateşli bir gün...


Leon birkaç gündür hapşırıyor. Eşim önceki gün, Luka ise dün başladı. Şimdi herkesin burnu akıyor, eşimin ve Leon’un ateşi var. Muhtemelen bir iki gün içerisinde sıra bana gelecek. Bu sabah bunları düşünürken aklıma doğum sonrası aylar geldi. Doğa anneleri öyle bir kuruyor ki şaşırmıştım.

Gerçekten merak ediyorum, sen de bunları fark ettin mi? Doğumu takip eden neredeyse bir yıl aşkın bir süre için hastalık kapmadım. Ne ateşlenme, ne burun akması nede kırgınlık hissettim.  Yaralarım hiç görülmediği kadar hızlı iyileşiyordu. Bir dönem var ya, bebekler her yere el atıyor, yüzümüze, göğsümüze, ellerimize, kollarımıza ve incecik tırnaklarını ne kadar kessek de cildimizi yine de çiziyor. İşte bu çiziklerden bahsediyorum. Kanayan da kanamayan da bir günde iyileşiyordu. Acı eşiğim zaten çok yüksek bir insan olmama rağmen daha fazlı acıya dayanabiliyordum, hem de gözümü kırpmadan.

Doğa, anneliğin ilk aylarında biz kadınları öyle bir değiştiriyor ki ne olursa olsun sağlık açısından bebeğimin yanında olmamı garantilediğini düşünüyordum.  Luka 1,5 yaşına gelince ben de bir anda her şey değişmişti. Artık hiçbir acıya dayanamıyordum. Vücudum sınırına ulaşmış gibiydi. Birazcık fazla sert her dokunuşta çıldırıyordum. Ama bu da geçti. İlk dönemi daha çok beğendiğimi söylememe gerek yok herhalde…

Şimdi herkes hasta, ben hariç. Bu hala oluyor. Şimdi bile ayakta kalan sadece ben olduğum hastalık dalgalarımız oluyor. Bünyem farklı mı, bilemiyorum. Zannetmiyorum da. Hadi bakalım, önümüzdeki hafta bende soğuk algınlığına yenik düşeceğim mi yoksa daha önce olduğu gibi beni pas mı geçecek? Daha yazarken hapşırmaya başlıyorum… Bu sefer bu kadar şanslı değilim galiba.

Üçü hastalanınca günü bir şekilde geçirmeye çalıştım. Aralarında hali en kötü olan eşimi kahvaltıdan sonra yatağa gönderdik. Sonra Leon ve Luka’yla ne yapacağımızı konuştuk. İkisi müthiş yardım ettiler. Sabahleyin henüz çok kötü değillerdi. Birlikte sofrayı topladık, ardından evi süpürdük. Birkaç gündür asılı duran çamaşırları toplamak zorundaydım çünkü gece makineyi çalıştırmıştım ve çamaşırları makinede daha fazla bırakamazdım. Yani birlikte kuru çamaşırları topladık ve yenileri astık.

İşler bitince hepimizin sevdiği Çin çayı hazırladık. Çin çayı diyoruz çünkü bir arkadaşımız bunu Çinli anneannesinden öğrenmişti. Ne zaman biri hasta olursa ya da kırgın hissediyorsa bu çayı hazırlıyoruz. Gerçekten de iyi geliyor. Ardından da birlikte yemek yaptık. Biraz faaliyet biraz boya ve bir baktık ki 14:00 olmuştu bile! Artık çocukların dinlenmesi gerekiyordu, çünkü Leon’un ateşi tekrar yükseliyordu. Pazartesiden beri muntazam zamanlarda ateşleniyor. Zıplayıp hoplamasın diye birlikte bir film seyrettik. Akşamları onlara okuduğum benim çocukluğumdan kalma çocuk kitabının kukla tiyatrosu uyarlaması. Seyrederken ikisi de ikişer portakal yedi. Bizde hastalık hep böyle, çocukların iştahı daima yerinde.  

Leon’un ateşi bir düşüyor, bir yükseliyor. Ama keyifliyiz. Ateşi düşünce yerinde durmuyor. Boğazı ağrımaya başladı şimdi. Luka da hapşırıp duruyor. Yarın durum çok farklı olmayacağa benziyor…