2.02.2013

O kadar tatlı ki, vermesek mi?



Dün akşam Mina, Yuki ve Mina’nın 2 aylık yavrusuyla koltukta keyif yaparken yine başladık… “o kadar tatlı ki, vermesek mi?”.  Bebiş, eşimin çenesini yalıyor, ikisi zevkten dört köşe, yavru oyun oynamak için hopluyor zıplıyor eşimin kucağında. Çoook şirin bir şey bu!

Bu bana tüm dört patili dostlarımızı nasıl edindiğimizi hatırlattı. Kira ve Zita sokaktan geldi bize. Zando, Mina ve Liz aynı kaderi paylaşıyorlar. Önceki sahip ona bakamadığı için vermek isteyince biz aldık. Zando o zaman 5 aylıktı ve artık 7,5 yıldır benimle… Lili’yi ikinci bir Labrador istediğimizde almıştık. Çok ta tesadüf olmuştu aslında. İkinci bir tane düşünüyorken onu bir yerde gördük ve aşık olup aldık. Thea için 2 ay beklemiştik bile.

Şiva’yı eve giderken yan köyde tarlada bulmuştuk. İki kulağında 200 civarında kene vardı. Memeler hala biraz süt doluydu. İki gündür orada dolaşıyormuş, kimse onu daha önce görmemişti. Arabada Zando vardı ama Şiva yinede binmekten korkmuştu. Bu nedenle eşim onunla eve kadar yaklaşık 1 saat yürüdü. Bu kadar keneden tabi ki Lyme hastalığına yakalandı. Bir sabah ateşlendi ve ayakları tutmadı.  İyi ki ikinci günde teşhisi koyabildik, yoksa kurtaramazdık onu. 1 ay boyunca tedavi gördü. O arada sahibini aradık, bulamadık. Kızımızın iyi bir eğitim gördüğü belliydi, yanımda yürü, otur, yat, bekle hatta sürün komutunu bile biliyordu. O kadar da yumuşak ve sevecen bir karaktere sahip ki, hadi kalsın ve bahçede bekçilik yapsın dedik.

O kadar tatlı ki, vermesek mi? Hadi kalsın” dediğimiz kendi yavrularımızdan üç tane de olunca sayı buraya kadar arttı işte… Ama hiç birinden asla vazgeçmek istemeyiz… İyi ki varlar!