5.03.2013

İşte Türkiye burası…


Hayatımın yarısından fazlası bu ülkede geçti. Türkiye’yi her şeye rağmen seviyorum. Her şeye rağmen diyorum, çünkü başımdan insanı isyan ettiren bir olay geçmişti. Bu yetmiyormuş gibi şuanda ikincisini yaşıyorum.

Yıl 1996 veya 1997. Digitürk aboneliğimi iptal edip bana verilen receiveri iade etmiştim. Hatta onun için ödediğim parayı iade de almıştım. Bundan birkaç ay sonra evime icra tebliği geldi. O receiveri iade etmemişim. İnanmak gerçekten güç ama ondan sonra icra müdürlüğü ve Digitürk ile bitmez bir serüvenim başladı. Elimde iade makbuzu olmasına rağmen, hatta o receiver kimin tarafında ve hangi şehirde kullanılmakta olduğunu gösteren belgeleri de varken. Tam 8 yıl boyunca Digitürk’le görüştüm ve icra müdürlüğüne gittim. Tam 8 yıl. Dile kolay. Digitürk’e söylüyorum, bakın makbuz bende, ben onu aboneliğimi iptal ederken iade ettim. Bilgisayara bakıyorlar, “ahhh evet, ama bir şey yapamıyoruz, avukatımıza söylemeniz gerekiyor” diyorlar. Digitürk’ün avukatı “beni ilgilendirmiyor, Digitürk’e dava açın ya da Digitürk’ün olayı geri çektiğini bana bildirmesi gerek” diyor. ??? Tam sekiz yıl boyunca hep aynı konuşmalar, yılda bir kere icra tebliği. En sonunda yıl 2005 ve Digitürk’te bir eleman da durumuma isyan edip ben hallederim dedi. Ne yaptıysa, bir saat sonra bana bir daha rahatsız edilmeyeceğimi iletti ve gerçekten o günden beri bir daha bir şey duymadım.

Bugün buna benzer bir olay yaşmaya başladık.
 

Yıl 2009. Savcılığa çağrıldım. Ocak 2009’da benim GSM hatımdan bir kereye mahsus, markası hiç duymadığım çalıntı bir telefondan çağrı atılmış. ??? Evet, hat benim, benim şirketimin hatı. Ama bahsi geçen telefon benim değil, markasını bile duymadım. Üstelik yepyeni bir telefon almıştım, yani sim kartımı başka telefona takmadığımdan da eminim. Hele markasını hiç duymadığım bir telefonu hatırlardım herhalde. Neyse, ifade verdim, kullanmakta olduğum telefonumun seri numarası, vs. kayıt edildi.
İki yıl sonra şirketimi kapattım, yabancı uyruklu olduğum için şahıs olarak faturalı hat sahibi olamadığım için (bu ayrı bir dert konusu) telefon numarasını eşime devrettim. Hala o numarayı kullanıyorum.  

Tarih 5 Mart 2013, yani bugün. Eşim İstanbul’dan dönerken GBT’e giriyor ve gözaltına alınıyor! Araba bilmem hangi karakolda kaldı. Eşimin hırsızlıktan arama emrinin olduğu söyleniyor! Oturduğumuz semte getiriliyor. Arasında 30 km var. Adliyede olayın ne olduğunu öğreniyor. Neymiş? Çılgına döndüm bunu duyduğumda! Ocak 2009’da çalıntı bir telefondan hatımı kullanarak çağrı atılmışmış ya… Hırsızlık oymuş, efenim. Bu ne ya??? Evet, hat şuanda ona ait, ama 2009’da ona ait değildi ki! İş bu kadar kolay mı? Olay hangi tarihe ait önemli değil, şuanda kim kullanıyor onun için bir arama emri çıkartalım, suçlu o olsa gerek. İnsanların ikamet adresleri, vatandaşlık numaraları (benim gibi ikamet izni olan yabancıların bile var!)yok mu? Tebligat diye bir şey yok mu? Şirket olunca oluyor, ama şahıs olunca direkt arama emri. Ne bu böyle!
Bir dünya vakit kaybı, heyecanı bir yana, arabayı geri almak için taksi parası… Ve benim yarın savcılığa gidip peşin peşin bir daha ifade vermem gerektiğini söylemişler. Yoksa olay bana geri dönermiş ve benim hakkımda arama emri çıkarmış. Bir de bu eski herhalde...