13.03.2013

Yıkıcı güçler



Kahvaltı sofrası kuruldu, tek eksik olan süt. “Ben getiriyorum!” Küçük oğlum Luka koşarak gidiyor süt almaya. Hazır gitmişken meyve suyu da getirmeye karar verdi herhalde. Çünkü kollarında bir süt ve bir kutu meyve suyu var. Yüzünden düşündüklerini okuyabiliyorum. ‘Puhh, bunlar ama zor… Bu kadar zor olacaklarını düşünmemiştim.’ ve….LOOOP! Yerde patlayan tetrapaktan akan süt yer karoların arasında her yere yayılmaya başlıyor. İnanamıyorum! Sabah sabah iş çıktı şimdi… Luka da inanamıyor. Bir şey yapmaya denedi ve yapamadı, bu onun için oldukça acı verici bir tecrübedir. “Bilerek yapmadım…” diyor oğlum üzgün bakan gözlerle. Yutkunuyorum. “Biliyorum canım, yarın bir daha denersin.”

Benim mantram: denemek gelişim için önemli

Biliyorum ki çocuklarımız da biz anne babalar gibi yapmak istiyorlar her şeyi; bardakları doldurmak, anahtarı çevirmek ve tabii ki iki kutuyu aynı anda taşımak. Denemek onların gelişimi için önemlidir! Bu cümle son aylarda mantram olmuş gibi. Kazalar olur işte, küçük çocukların yaşadıkları evde bu gündelik hayat sayılır. Hele çocuklar erkekse…

Eşimle ben, biz hala sofrayı toplarken bizim minik yıkıcı güçler iş başı yapmış bile. Tüm montlar çocuk askılarından çıkartılıp yere fırlatılmış, askılar da sökülmüş, bakışlar aranıyor vaziyette. Tak, tak, tak! Elindeki tahta kaşıkla -bunu da şimdi nereden aldı?- mutfak dolaplarına vuruyor Leon. Şimdi pencereye! Oh, buradaki ses daha tıs çıkıyor! Hadi, bir daha, bu sefer daha güçlü! Ben, kırılsa sigortamız bu pencereyi karşılar mı acaba diye düşünürken, onlar araştırmaya devam ediyorlar.

Çocuklarımın misyonu: ‘dünyayı araştır, dene ve anla’

Tahta kaşık ne zaman araba olmuş? Metal oyuncak arabayı camın üzerinde sürünce ne kadar ilginç bir ses çıkıyor! Üstelik fren izleri gibi bir şey bırakıyor, süper! Boş ver, kırılmadı ya, sadece çizildi, köpekler zaten tırnaklarıyla çizmişti diyorum içimden ve her kaleciyi kıskandıran bir hamleyle dolaptaki tablet PC’yi kapıyorum. Tam arabanın tekerlekleri ekranına değmeden önce.

Nedense bu araştırma işi için favori eşyalar daima bizimkiler oluyor. Aslında çok da fena olmazdı, eğer arada sırada araştırdıkları eşyalar zarar görmüyor olurlardı. Her hali karda artık sabrım tükenmeye başlıyor. Hoşgörüm daha nereye kadar yetecek? Henüz öğlen bile olmadı!

Yıkıcı güçler de haklı

Değerli eşyalar zaten çoktan ortadan kaldırdık, onların varlığından haberleri bile yok. Ama her şeyi kaldırmak mümkün değil işte. Tablet PC pahalı bir ürün olduğunu nereden bilsinler ki? Bilmiyorlar işte ve ben onlara henüz anlatamıyorum. Öfkelendiklerinde havaya fırlatılan ahşap tren parçaları kıl payı LCD televizyonumuzun yanından geçtiğinde böyle bir televizyonun çok pahalı olduğunu bilmedikleri gibi. Yeter artık! Haftada bir tane sürpriz yumurtadan hesabı yaparsak yılda kaç yumurta yapar bu? Neyse, yıl kavramları da zaten henüz yok…

Sabrım tükenmesin diye iki oğlumun bakış açısından bakmaya çalışıyorum. Ve üzülüyorum… Televizyon olayında sabrımı yitirip bağırmamam gerekirdi. Biliyorum şimdi, ‘hayır’ dedim ‘arabayı tablete süremezsiniz’. ‘Hayır’ dedi babaları, ‘bir elma daha yiyemezsiniz, birazdan yemek yiyeceğiz’. Bir türlü birbirine geçmeyen ray parçaları bile sanki ‘hayır’ dediler... Offf yeter artık! Leon o rayı havaya fırlattı – televizyonu kıl payı ıskaladı.

Evet, biliyorum Leon’cum, dünyada sana ve kardeşine sürekli konulan bir sürü sınırlar var. Yapmak istediklerinizi bazen bir türlü beceremediğiniz de oluyor. Bu kadar ‘hayır’ duymak kolay değil. Tıpkı bizimkiler gibi sizin sabırlarınız da tükeniyor…Gidip ona sarılıyorum ve “yardım etmemi ister misin?” diye sorarken içimden ‘televizyonu bugün de kurtardık’ diyorum.  Ne günmüş ama…