11.03.2013

Köyde bizimle yaşayan canlılar çok!


Havanın güzelleşmesiyle birlikte köyümüzde hayat canlanmaya başladı. Bu sabah kahvaltı ederken bir inek sürüsü geçti örneğin. İnekleri gören Luka hemen banyoya ellerini yıkamaya koştu, Leon takipteydi. Ardından bahçe ayakkabılarını giyip terasa çıktılar. Onlar hazır olup çıkana kadar ineklerden sadece çan sesleri kalmıştı.... 

Bana bizimle yaşayan tüm diğer canlıları hatırlattı. Bu köye yerleştiğimde 5 kedi ve Zando’yla gelmiştim. Tabi ki öyle kalmadı. Hayvan sayımız yaklaşık 50 türle büyüdü! Nasıl? Böcek türleri, sincap, yılan, kertenkele, akrep…

Alışılması gereken bir durumdu, bunu söyleyeyim. Bu eve getirdiğimiz hayatla, sakin, sessiz bir süre yaşam canlandırmış da olduk. Eve yeni taşıdığımda yapılan ilk temizlikte kaç örümcek öldürdüğüm matematik bilgimi aştı. Neyse, bugün örümceklerin çoğu kapı dışarıya koyduk, yılda bir kere eve girip koza yapan bir tür hariç. Bir arada deve kuşu yumurtası arıyordum! Çünkü Osmanlıların bildiği ancak bizim herhalde unuttuğumuz bir şey varmış: deve kuşu yumurtası asılı olan yere örümcek girmezmiş. Topkapı sarayında asılı olan deve kuşu yumurtaları bu işe yarıyormuş. Bu bilgi ne kadar doğruymuş bilmiyorum, araştırmadım çünkü.

Yerde yürüyen ya da uçan minik hayvanlara alışmak zaman aldı. Aslında burada olmayan hayvan herhalde sadece hamam böcekleridir. Ama tüm bunlardan kurtulma konusunda kedi ve köpekler çok işe yarıyor. Ne kadar kedi köpek varsa, evde o kadar az böcek olur diyebilirim. Bu yüzden örümcekler gibi, minik modellerden birçok farklı böcekler de bugüne kadar evimizi terk etti.

Çekirgeler bu konuda daha inatçıdır. Hala her yaz birkaç tanesi yolunu şaşıyor ve soluğu evin içinde alıyor. Dışarıya atmaktan da sıkıldık. Gördüğümüz yerde bırakıyoruz onları. Kaç değişik çekirge türü olduğu gerçekten hayret vericidir. Geçen yıl yeşil minik çekirgeleri tüm yapraklı bitkilerimi yedi. Ondan önceki yıl gece kelebeklerinin bir türü henüz tırtılken meyve ağaçlarımızdaki yaprakları yok etti. Yani her yıl başka bir istilaya uğruyoruz. Bunların hepsini dışarıda tutmak kolay değil üstelik. Hem her pencerede sineklik var hem de her odaya karanfil (baharat) ile süslenmiş limon yerleştiriyorum. İnanmayacaksın, ama limon ve karanfil kokusu işe yarıyor!

Ayağı olan eve geliyor

Fakat hepsi bu kadar değil… Burada her yerde yaşayan akrepler başka bir dert. Eve ilk yerleştiğimde her akşam onlarca akreple karşılaşıyorduk. Bir yerde tadilat söz konusu olduğunda sürü halinde kaçıyorlardı. Zehirli bir tür değilse de,  yine de evde pek istemediğimiz bir hayvan. Buralarda herkes evini ilaçlıyor, hem de en azından ayda bir kere. Biz bunu kesinlikle istemedik. PestGo’ya sağolsun, bu hayvanların dışarıda kalmasını sağlayan elektronik bir cihaz var. Altı yıldır kullanıyoruz ve işe yarıyor. Yılda 3-4 sersemlemiş akrepten başka hiçbir akrep eve girmiyor.  

Bazı yazlar ayrıca başka dostlarımız da var. Benim sevdiklerimden üstelik. Çünkü çok sosyal ve agresif olmayan hayvanlardır. Kocaman eşek arıları! Onların uçuş yolunun tam ortasındayız! Yazın her akşam bir iki tane eve giriyor. 

Başka misafirimiz çatı komple yapılana kadar hem inatçı hem de rahatsız ediciydi. Çatıda, daha doğrusu çatının strafor olan yalıtım kısmında yaşayan bir sincaptı. Çıkarttığı ses insanı yataktan kaldırırdı! Nasıl sağa sola koşup duruyordu! Ve sabahleyin çiftleşme, kalkma, ne bağırma sesi çıkartıyorsa, sadece 50 metre uzaklıkta olan caminin ezan sesini gölgede bırakıyordu. Sincapların doğal düşmanı olan kedilerimiz kiracımızı korkup kaçıracağı umudum maalesef suya düşmüş durumdaydı. Minik panterlerimiz hiç ama hiç aldırmıyordu! Girişini kapatmak aklımıza gelmemiş değildi. Ancak yavruları varsa? Onları açlıktan öleceklerdi. Ayrıca çatımızda sincap cesetleri de istemiyorduk…

Yazın sabahleyin bizi uyandıran, hayvan dünyasının başka bir üyesi daha var: ağaç kakan. O da güneş doğuşunda mutlu mutlu iş başında oluyor. Akşam ise yatsı ezanı okununca çakal sesleri duyuluyor. Çakalların buraya indiklerini biliyorduk. Ne inmesi?! Hiç gitmiyorlar ki! Her akşam yatsı okunur okunmaz yakın ya da uzakta en azından bir tanesi uluyor. Ardından da çevredeki tüm köpekler havlar. Bizimkiler de. Ama korkulacak bir şey yok! Zaten köylülerden kimse korkmuyor ki, herkes için gayret normal bir durum bu. Tek başına yaşayan ve gece faal olan bu kurt akrabası böcek ve meyveden besleniyor. Tabi ki küçük kemirgenleri de yiyor. Ama boy olarak en fazla tavşan avlarmış. Bu arada kurttan korkmamıza gerek yok. Çünkü kurtlar çakal yırtar ve kurtların bulunduğu bölgelerde çakal kalmaz. Burada çakal olduğuna göre kurt yokmuş demek ki.

Bahçede minik tarla fareleri, köstebekler, kertenkeleler, kurbağalar, bunlar köy hayatında normaldir. Yan arazilerde koyun, inek ve mandalar da geziyor bazen. Buraya taşınınca inekleri kovmayı da öğrenmiş oldum. İnekleri çıkartmaktan daha kolay bir şey yoktur! Komşularımı izledim. Eline bir sopa ineklere doğru „Şşt” demek yeter.

Tabi ki hayvanlar âlemi bu kadarıyla bitmez. Arada sırada bahçemizde kirpi ve kaplumbağa da buluyoruz. Ama en güzeli hala her gün ağaçlarımızda oyun oynayan üç dört sincaptır. Tabi ki bundan çok daha fazla var ama aynı anda gördüklerimiz genelde bu kadar. Kedi ve köpeklerimize de alıştılar. Hem de öyle bir şekilde alıştılar ki, burunlarının önüne kadar geliyorlar ve “hooooop” dönüp ağaç yukarıya kaçıyorlar. Yukarıda oturdukları yerden aşağıya doğru söylenmek için…
Hele bu ay içerisinde duymaya başlayacağımız sesler kadar güzel bir şey yok! Her Mart ve Nisan’da bülbüller eş arıyor ve gece boyunca erkek bülbüller dişilerin ilgisini çekmek için ötüyor…