14.03.2013

Olabildiği kadar doğal beslenme


İlk doğumumdan sonra herhalde her anne gibi ben de bebeğimin doğal beslenmesi hakkında düşünmeye başladım. Gıdalar hakkında çok şey fark ettim. Tabi ki değişiklik gıdalarda değil bende olmuştu. Nasıl oluyor bilmiyorum, ama anne olunca farklı düşünmeye başlıyorsun…

Haftalar boyunca meyve kasesinde bozulmadan duran portakala dehşetle bakmaya başladım. Bu kadar uzun sürede küflenmemesi mümkün mü? Evet, eğer bolca kimyasal banyosu gördüyse… Başka bir gün, kahvaltı sofrasını kurmak üzere buzdolabımı açtım. Beyaz peyniri çıkarttığım anda dank etti. Bu peynir ne zamandan beri açık vaziyette dolapta duruyordu? Bir ay mi? Ve hala ne sararma ne ekşime ne de küflenme söz konusuydu…

Gıdalar hakkında birkaç hafta içinde gözüme çarpanlar midemi bulandırıyordu. Tam o arada Almanya’da Greenpeace’in meyve ve sebzede kalıntılar üzere hazırladığı yıllık raporu yayınlanmıştı. Ve araştırmaya başladık. Ardından tüketim şeklimizi değiştirdik.

Greenpeace’in son raporlarına göre pazarlarda satılan meyve ve sebzeler Almanya’da bile kontrolsüz sürülüyor ve tespit edilen kalıntı oranları çok yüksek çıkmış. Bilinen hipermarket zincirlerindeki sebze ve meyvelerde en az kalıntı tespit edilmiş Almanya’da. Çünkü halden değil, direkt üreticiden almakla birlikte kendi çapında testler de uyguluyorlar. Yaptığımız araştırmaya göre Türkiye’deki hipermarketlerin bazıları da aynı şekilde çalışıyor. Biz de artık sadece onlardan alışveriş yapıyoruz.

Sadece organik…

Satış yerine bakılmaksızın çok yüksek oranda kalıntı içeren sebze ve meyveler yeşil kabak, üzüm, greyfurt, biber ve armut çıkmıştı. Greenpeace onların tüketilmemesini tavsiye etmişti. Bu nedenle onları ve onlardan yapılan ürünleri sadece organik alıyoruz. Toz biber, pul biber de bunlar dahil. Malum biberden üretiliyor. Üstelik baharatlarda bir kontrol sistemi de yokmuş. Hammaddelerin genelde uzak ülkelerden temin edilip karışık kullandıkları için birçoğu Greenpeace gibi kurumlarınca test edildiğinde aşırı yüksek oranda kalıntı çıkabiliyor.

Her şeyi organik almaya bütçemiz yetmez. Ama bazı gıdaları organik alıyoruz. Örneğin ketçap ve baharatlar. Baklagiller ve tahıllar gibi fiyat farkı olmayan ya da az olan ürünler de organik alıyoruz. Bazı market zincirleri arada sırada organik salça, zeytin, vs. ürünler sunuyor. Bir daha raflara girmeyeceği için stok yapıyorum.

Ancak bahçemizden…

Yıl boyunca dereotu, maydanoz, fesleğen ve frenk soğanı saksılarda yetiştiriyoruz. Domates de sadece bahçemizden yediğimiz bir sebze. Kışın organik bulmak zor, bulursak da aşırı pahalı. Eskiden köylülerden alıyorduk, fakat bir gün kontrolsüz kimyasal kullanımının ne olduğunu birebir gördük.

Bahçemizdeki domateslerde bir hastalık çıkmıştı. Ne olduğunu tam olarak tespit edemediğimiz için onları yememeye karar verdik (Bunun detaylarlı bu yazıyı aşar). Köylülerden alalım derken burada satış yapan köylü hanıma yaşadıklarımızı anlattık. O da bize anlatmaya başladı. Biz kulaklarımıza inanmadık! Onlarda da hastalık çıkmıştı. Biri gelmiş, bilmem ne ilacı kullanmalarını söylemiş. Onlar da gitmiş İstanbul’dan almışlar bu ilacı. Sıvı dolu bir şişeymiş. Ve ne olur ne olmaz diyerek sulandırmadan domateslerin dibine dökmüşler, hem de şişenin tamamını…  Bunu duymam, midemin bulanmasıyla bir oldu!

Kendimiz yapıyoruz…

Ekmek ve yoğurdu kendimiz yapıyoruz. En azından içeriklerini büyük oranla kontrol altına alabiliyoruz bu şekilde. Bazen taze krem peyniri de yapıyorum. Yıllardır reçel yapıyorum, çünkü satılanlar bana fazla şekerli geliyor. Bazıları neredeyse şekersiz fırında, başkaları Almanya’dan getirttiğim 3:1 reçel yap ile hazırlıyorum. Onun yerini tutan, şekerli olmayan ama doğal bir şey bulamadım henüz. Ama hepsini yazın topladığımız ilaçsız meyvelerden yapmaya özen gösteriyorum. Yazın artan domateslerden domates rendesi salça arasında bir şey yapıyorum. Kış boyunca bunu yemeklerde kullanıyorum. Ayrıca birçok meyve kurutuyorum. İlk ve son baharda ailece keyif aldığımız yürüyüşlerde mantar topluyoruz ve bazılarını kurutuyoruz. Nane ve biberiye baharatları da artık bahçemizde yetişenlerden kurutarak kendimiz yapıyoruz. Son olarak kümes kurduk. Bu başlı başına bir hikaye… Neredeyse her ay başka bir şey bulup yapılacaklarımızın listesine ekliyoruz…