2.03.2013

Hastalıkla geçen bir hafta


Bu hafta hastalıkla geçti desem yalan olmaz. Geçen hafta sonu Leon’un ateşi vardı hatırlarsın, ancak Pazartesi öğlen gibi normale dönmüştü. Salı günü iyiydi, o yüzden onu Çarşamba günü anaokuluna gönderdik. Akşamüstü ateşlendi yine. Aynı hastalık mı yoksa başka bir şey mi kaptı diye düşünürken Perşembe gününü yatakta geçirdim onunla. Hafta başından beri Luka’nın burnu akıyordu sadece. Perşembe akşam Leon hastalığı yendi gibi göründü ancak Luka’ya bulaşmıştı. Cuma günü Luka’nın yüksek ateşi vardı. Birde kulağı ağrıyordu. Bu bizim için kesinlikle yeni bir şeydi. Daha önce hiç ama hiç yaşamamıştık. Yaptıklarımızı ayrı bir yazıda paylaşacağım.

Leon hastayken daha önce istemediği bir şey denedim. Ona hikayeler dinlettim. Son denememin üzerine 3 ay geçmişti. Bu sefer bayıldı. Yatakta geçirdiği günün çoğunu hikayeler dinledi. 

Salı günü ayrıca İstanbul'a bir yavru götürdük. Yavrumuzun yeni sahibi Ürdünlü-İngiliz. Çocuklara karşı davranış tarzı farklıydı. Daha doğrusu benim bildiğim gibiydi. Öyle olunca bir anda sersemledim. Birini çocuklara karşı o şekilde davranacağını artık beklemiyordum. Neydi peki? Çocuklara fındık ikram etmek istemişti, ancak ondan önce benden izin aldı. Çünkü öyle yapılıyormuş İngiltere’de tıpkı benim bildiğim Almanya'da ki gibi. Başka birinin çocuğuna anne babadan izin almadan ASLA yiyecek içecek vermezsin, çünkü sormadan vermek o ailenin beslenme planına karışmak, olası bir alerjiyi tetiklemek ya da ailenin vermediği bir gıda vermiş olabilirsin. Türkiye’de bugüne karar sadece tersini gördüm. Herkes oğullarıma her şeyi hediye ediyor, bakkalın bize sormadan gofret verdiği gibi lokantada yemek yerken yan masadakiler oğullarıma çikolata verdiğini gördüğüm gibi. Daha önce bana danışan biriyle tanışmak çok güzeldi…

Cuma günü doğum günümdü ancak bir şey yapamadık. Luka hastaydı ama zaten iki küçük çocukla bir yere gitmek çok parlak bir fikir değildir. Bir restauranta sinir küpü haline dönüşmekten evde keyif yapalım dedik. Ailece bayıldığımız dondurmadan bolca yedik işte… Üzücü bir şey oldu ama Cuma günü. Kapımızın önünde ölü bir köpek bulduk. Tasması olan bir Setter av köpeği. İki tane biliyorduk köyümüzde ama sahiplerine sorunca köpeklerin sağ olduğunu öğrendik. Araba çarpmışa benziyordu zavallı köpek. Muhtemelen çarpan kişi onu almış ve bizim köpeğimiz olduğunu varsayarak kapımızın önüne koymuş. Umarım ki biz yardım ederiz diye yaralı olarak koymamıştır. Çünkü kapımızı çalmadan konulursa haberimiz olmaz.

Sonra heyecanlı bir şey de oldu Cuma günü. Bize yakın sayacak bir yerde oturan, benzer bir hayat yaşayan, iki küçük çocuklu, bol kedi köpek besleyen, biri Türk biri yabancı bir aileyle tanıştık. Yüz yüze gelerek gerçek anlamda tanışmaya sabırsızlanıyorum açıkçası!